Giresun özelinde gündemin nabzını tutan gelişmeler son dönemde yoğun ilgi gördü. Çipura konusu, hem yerel hem de ulusal basında kendine geniş yer buldu. Bu yazıda, haberin detaylarını, arka planını ve Giresun için olası yansımalarını ele alıyoruz.
Genellikle 0-30 metre (0-98 ft) derinliklerde bulunur ancak 150 metre (490 ft)'a kadar oluşabilir, tek başına veya tek tek deniz otu yakınında veya kumlu diplerin üzerinde, ancak bazen ilkbaharda haliçlerde küçük gruplar görülebilir.
Su ürünleri yetiştiriciliğindeki çipura, Enterospora nucleophila dahil olmak üzere parazit enfeksiyonlarına karşı hassastır.
Çipura, saygın bir yem balığıdır ancak 2000–2009 yılları arasında özellikle Akdeniz'den olmak üzere yabani balıkların avlanması nispeten mütevazı olmuştur; 2000–2009 yılları arasında 6,100 ila 9,600 ton arasında olmuştur. Ek olarak, çipura, geleneksel olarak kıyı lagünlerinde ve tuzlu su havuzlarında yaygın olarak yetiştirilmiştir. Ancak, 1980'lerde yoğun yetiştirme sistemleri geliştirildi ve çipura, özellikle Akdeniz bölgesinde ve Portekiz'de önemli bir su kültürü türü haline geldi. Bildirilen üretim, 1980'lerin sonlarına kadar ihmal edilebilir düzeydeydi ancak 2010'da 140,000 tona ulaştı ve bu nedenle balık avcılığı üretimini gölgede bıraktı. Yunanistan, Avrupa'nın en büyük çipura üreticisidir ve onu Türkiye izlemektedir.
Kaynaklara göre, klimatik yapıdan çipura balığına tüm Akdeniz'de rastlanmakla birlikte doğu ve güneydoğu Akdeniz ülkelerinde, Kanarya Adaları'nda, İngiltere kıyılarında, Verde Burnu'nda ve nadir olarak Karadeniz kıyılarında rastlanır. Genellikle tropikal, subtropikal ve ılıman kuşaklarda yayılım gösteren çipura deniz fenogramlarının bulunduğu kumlu–çamurlu ve çamurlu ortamlarda yaşamını sürdürür. Bunun yanı sıra nehir ağızlarına ve lagüner bölgelere de girer. Türkiye'de daha çok güney sahilleri ve Ege kıyılarında yayılım gösterir. 30-50 gram olanları ince lidaki, 100 gram olanları lidaki, 100-180 gram olanları kaba lidaki, 200 gram ve üzeri ağırlıkta olanları da çipura olarak adlandırılır. 0-3 yaş arası çipuraların mide içerikleri incelendiğinde bu türün karnivor bir form olduğu ve özellikle ergin bireylerin Crustacea ve Mollusca familyasına ait türlerle beslendiği ortaya çıkmıştır.
Balık, Akdeniz mutfağında çeşitli isimler altında yaygın olarak kullanılmaktadır. Tunus'ta yerel olarak "Dorate" olarak bilinir.
Şehir Perspektifinden Değerlendirme
Belirtmek gerekir ki, akdeniz, Atlas Okyanusu'na bağlı, kuzeyinde Avrupa, güneyinde Afrika, doğusunda Asya kıtaları bulunan denizdir. 2,5 milyon km² civarında alanı kaplayan deniz, Cebelitarık Boğazı ile Atlas Okyanusu'ndan, Çanakkale Boğazı ile Marmara Denizi'nden ve Süveyş Kanalı ile Kızıldeniz'den ayrılır. Akdeniz'in tuzluluk oranı ‰38 (binde 38) olup tuz oranı fazla olan denizler grubunda değerlendirilir.
Tarihsel veriler ışığında, i̇ngilizcede Mediterranean Sea denilir. Bu da Latincedeki Mediterraneustan (Medi: Orta + terra: Toprak, yer) gelmektedir. Arapçadaki karşılığı البحر الأبيض المتوسط (El Bahre-l Ebyedu'l-Mutavassit) “'ortada yer alan beyaz deniz'” anlamındadır. Farsçada Akdeniz için kullanılan Bahr-i Sefid ismi Osmanlı dönemi haritalarında da gözükmektedir. Osmanlı Türkçesi'nde بحر سفيد Bahr-i Sefīd, آق دڭيز Akdeñiz ya da بحر متوسط, Bahr-i Mutavassıt olarak adlandırılmıştır. Kayıtlara bakıldığında, romalılar da Mare Nostrum olarak tanımlanmaktaydı, anlamı ise Bizim Deniz'di.
Balık anatomisi farklı kuruluşlara sahiptir. Bir kulakçık ve karıncıktan meydana gelen yüreklerinde daima kirli kan bulunur. Yürekten çıkan kirli kan solungaçlarda temizlendiğinden, vücutta temiz kan dolaşır. Ağızdan alınan su, solungaçlardan dışarı atılırken suda çözülmüş oksijen, osmozla kana verilir. Bu arada suda bulunan besinler ise yutulur. Öne çıkan bilgilere göre, köpek balıklarında su hem ağızdan hem de ilk solungaç yarığından alınır. Tuzlu su balıkları su içtikleri halde, tatlı su balıkları su içmezler. Gerekli su ihtiyaçlarını solungaç zarlarından osmozla alırlar. Deniz balıkları içtikleri suyun tuzunu böbrekle değil, solungaçları ile ayırır. Balıklarda göğüs ve karın yüzgeçleri çift, sırt, kuyruk ve anal yüzgeçleri tektir. Tek yüzgeçler nadiren birden fazla olsa da simetrik çiftler meydana getirmezler.
Balıklarda tat alma cisimcikleri dudaklarda, farinkste, burun epitelinde, baş derisinde, bıyıkların uçlarında yerleşmiş olduğu gibi bazılarında da ağız içinde yerleşmiştir. Sazanların ağzı içinde çok kalın kastan yapılmış yastık şeklinde bir yapı bulunur. Balıklar bazı maddeleri memelilerden daha iyi ayırt edebilirler.
william Bertram Turrill, "alfa taksonomi" terimini 1935 ve 1937 yıllarında yayınlanan ve taksonomi disiplininin felsefesini ve gelecekteki olası yönelimlerini tartıştığı bir dizi makalede tanıttı.... taksonomistler arasında, sorunlarını daha geniş bir bakış açısıyla ele alma, sitolojik, ekolojik ve genetik meslektaşlarıyla daha yakın işbirliği olanaklarını araştırma ve amaç ve yöntemlerinde belki de köklü bir revizyon ya da genişlemenin arzu edilebilir olduğunu kabul etme isteği giderek artmaktadır ... Turrill (1935), yapıya dayanan ve uygun bir şekilde "alfa" olarak adlandırılan eski paha biçilmez taksonomiyi kabul ederken, mümkün olduğunca geniş bir morfolojik ve fizyolojik gerçekler temeli üzerine inşa edilen ve "dolaylı da olsa türlerin ve diğer taksonomik grupların yapısı, alt bölümle
Anhaima (kansız hayvanlar, omurgasızlar olarak tercüme edilir) ve Enhaima (kanlı hayvanlar, kabaca omurgalılar) gibi bazı hayvan gruplarının yanı sıra köpekbalıkları ve deniz memelileri gibi gruplar da yaygın olarak kullanılmaktadır.
Bölgesel Etki Alanı
Çipura başlığı, Giresun için sadece bir gündem maddesi değil, aynı zamanda şehrin vizyonunu da yansıtan bir göstergedir. Bu tarz gelişmelerin toplumsal ve ekonomik yansımaları uzun vadede kendini gösterecektir.
Sonuç olarak Giresun'nin bu alanda artan dinamizmi, hem yerel hem de bölgesel dengeler açısından önemli sinyaller veriyor. Önümüzdeki dönemde konunun nasıl şekilleneceği, hem yatırımcılar hem de vatandaşlar tarafından merakla bekleniyor.
Genellikle 0-30 metre (0-98 ft) derinliklerde bulunur ancak 150 metre (490 ft)'a kadar oluşabilir, tek başına veya tek tek deniz otu yakınında veya kumlu diplerin üzerinde, ancak bazen ilkbaharda haliçlerde küçük gruplar görülebilir.
Su ürünleri yetiştiriciliğindeki çipura, Enterospora nucleophila dahil olmak üzere parazit enfeksiyonlarına karşı hassastır.
Çipura, saygın bir yem balığıdır ancak 2000–2009 yılları arasında özellikle Akdeniz'den olmak üzere yabani balıkların avlanması nispeten mütevazı olmuştur; 2000–2009 yılları arasında 6,100 ila 9,600 ton arasında olmuştur. Ek olarak, çipura, geleneksel olarak kıyı lagünlerinde ve tuzlu su havuzlarında yaygın olarak yetiştirilmiştir. Ancak, 1980'lerde yoğun yetiştirme sistemleri geliştirildi ve çipura, özellikle Akdeniz bölgesinde ve Portekiz'de önemli bir su kültürü türü haline geldi. Bildirilen üretim, 1980'lerin sonlarına kadar ihmal edilebilir düzeydeydi ancak 2010'da 140,000 tona ulaştı ve bu nedenle balık avcılığı üretimini gölgede bıraktı. Yunanistan, Avrupa'nın en büyük çipura üreticisidir ve onu Türkiye izlemektedir.
Araştırmalar gösteriyor ki, klimatik yapıdan çipura balığına tüm Akdeniz'de rastlanmakla birlikte doğu ve güneydoğu Akdeniz ülkelerinde, Kanarya Adaları'nda, İngiltere kıyılarında, Verde Burnu'nda ve nadir olarak Karadeniz kıyılarında rastlanır. Genellikle tropikal, subtropikal ve ılıman kuşaklarda yayılım gösteren çipura deniz fenogramlarının bulunduğu kumlu–çamurlu ve çamurlu ortamlarda yaşamını sürdürür. Bunun yanı sıra nehir ağızlarına ve lagüner bölgelere de girer. Türkiye'de daha çok güney sahilleri ve Ege kıyılarında yayılım gösterir. 30-50 gram olanları ince lidaki, 100 gram olanları lidaki, 100-180 gram olanları kaba lidaki, 200 gram ve üzeri ağırlıkta olanları da çipura olarak adlandırılır. 0-3 yaş arası çipuraların mide içerikleri incelendiğinde bu türün karnivor bir form olduğu ve özellikle ergin bireylerin Crustacea ve Mollusca familyasına ait türlerle beslendiği ortaya çıkmıştır.
Balık, Akdeniz mutfağında çeşitli isimler altında yaygın olarak kullanılmaktadır. Tunus'ta yerel olarak "Dorate" olarak bilinir.
Akdeniz, Atlas Okyanusu'na bağlı, kuzeyinde Avrupa, güneyinde Afrika, doğusunda Asya kıtaları bulunan denizdir. 2,5 milyon km² civarında alanı kaplayan deniz, Cebelitarık Boğazı ile Atlas Okyanusu'ndan, Çanakkale Boğazı ile Marmara Denizi'nden ve Süveyş Kanalı ile Kızıldeniz'den ayrılır. Akdeniz'in tuzluluk oranı ‰38 (binde 38) olup tuz oranı fazla olan denizler grubunda değerlendirilir.
İngilizcede Mediterranean Sea denilir. Bu da Latincedeki Mediterraneustan (Medi: Orta + terra: Toprak, yer) gelmektedir. Arapçadaki karşılığı البحر الأبيض المتوسط (El Bahre-l Ebyedu'l-Mutavassit) “'ortada yer alan beyaz deniz'” anlamındadır. Farsçada Akdeniz için kullanılan Bahr-i Sefid ismi Osmanlı dönemi haritalarında da gözükmektedir. Osmanlı Türkçesi'nde بحر سفيد Bahr-i Sefīd, آق دڭيز Akdeñiz ya da بحر متوسط, Bahr-i Mutavassıt olarak adlandırılmıştır. Romalılar da Mare Nostrum olarak tanımlanmaktaydı, anlamı ise Bizim Deniz'di.
“Akdeniz” isminin kaynağıyla ilgili inanılan iddialardan bir diğeri de eski Türklerde “mavi” rengin doğunun, “ak” rengin batının, “kırmızı” rengin güneyin ve “kara” rengin kuzeyin sembolü olarak kullanılmış olmasıdır. Bu iddiaya göre Akdeniz adlandırmasını ortaya koyan dil bilincinde Ege ve Akdeniz'i tek bir deniz olarak gören yaklaşım vardır. Bu yaklaşıma göre Türkiye'nin kuzeyindeki denize Karadeniz adının verilmesinin sebebi de budur.